22 Mart 2010 Pazartesi

TAŞINDIK




son ürünlerimide sattıktan sonra,100 mt ilerdeki yeni dükkanımız olan http://otantika.tumblr.com/ a taşındık.Müessesemizden ordan faydalabilirsiniz.Dükkan 100 mt. ilerde giderken sağda,dönerken yine sağda,zaten kime sorsanız söyler...

17 Mart 2010 Çarşamba

SON LOKMANIN GÜNAHI



herşey bir evde toplu kahvaltıyla başlar.sofra mükellef bir şekilde hazırlanır.ortaya ortak yenmek üzere kamuya açık tavada yumurta,tabakta peynirler,zeytinler konulur.herkes sofraya saldırır.hayvancasına çatlayınca kadar yenmeye başlanır.bazıları görevi başarısızlıkla tamamlayarak kahvaltının sonunu getiremeden sofradan istifa eder.diğer yarışmacılar dibine görmeyen ne olsun edasıyla mücadeleye devam eder.Ta ki ortak yemek araç gereçlerinde kalan son lokmaya kadar.O lokma hep öksüz kalır.Herkes birden insanlığa dönüş yaparak son lokmayı birbirine bırakır.Halbuki 5 dakika önceki görüntüde herkes son lokmaya kadar sömürmek için canla başla yemek yemektedir.Ne olmuştur ki,o orada herkes birden saygılı olduğunu hatırlar.Neysen osundur işte.o lokma senindir.ama birden hepimizin türk insanı olduğu gelir aklıma.deliler gibi mücade ederken işin sonunda hep bir bırakmışlığımız veya kaybedişliğimiz vardır.o yüzden derler ki meşhur tabirle Türk gibi başla Alman gibi bitir diye.Alman olsa mesela o sofrada o son lokma hep ona kalıcaktır.son lokmanın bi günahı yoktur aslında.Sorun bizdedir.Mücadeleyi üslup tanımadan devam ettirirken birden işlediğimiz yanlış tavırlar,kararlar aklımıza hep sonda gelir.ölen adamı en sonunda hatırlar,hastalanan insandan hep o dipteyken özür dileriz.o son lokma o yüzden hep tabakta kalır.Başladığımız hiçbişeyi hiç tam biteremeyiz.o işin son lokmasını kapan adamıda sevmeyiz manasızca.o yüzdendir o adama ithaf edilen'vur kafasına al,lokmasını' lafı.Sonuç olarak ne son lokmayı yiyen yediğini hazmeder,nede son lokmayı bırakan yemediği payıyla kalıp mutlu olur...

13 Mart 2010 Cumartesi

Sözleşmeli Sevişme

Herşeyi sorgulama derdinden bazı şeylerin ayarını kaçırır olduk.Misal evlilik konusu.Eskiden görücü usulünün var olduğunu hepimiz biliyoruz ama kendi içersinde garip bir hiyerarşisi olan bu sistemin bile şimdiki ergenus ilişkilerden daha sağlıklı olduğu bence aşikar.he bende istemem öyle evlilik ama hepimize sorulduğunda burun kıvırsakta,kimsenin burun kıvıramayacağı konu bir ömür boyu yaşayacağın hayatının kadınını bulmaktır.Eski evliliklerin uzunluğu zorunluluktan,sorgulamamaktan olsada aslında herşeyide çok kurcalamamanın ne kadar güzel olduğunu gösteriyor.:Mesela şuan hepimiz için geçerli olan ciddi bi ilişkideyim abi kavramı en ufak bir ıkınma sıkılmada sonlanması,tahammül sınırlarının kalktığına kanıt.Ay elektriğim kaçtı,ay seni hiç çekemem,ben böyleyim beğenirsen gibi kışkırtıcı tarzlarla zaten bi lişki nereye kadar sürdürebilir.Tamam eyvallah herkesin kişisel özgürlüğü kendi hayat görüşünden ödün vermemesi bi derece mantıklıda birliktelik dediğin olayda ortak paideler etrafında birleşmek değilmidir diye sorarım bende..Mesela 2 yıllık bi birliktelikte aman herşey monotonlaştı hala seviyorum ama işin içinden çıkamıyorum triplerine bayılıyorum.E arkadaş ilerde evlendimmide aynı dertlerle karşılaşıncada olmuyo arkadaş ben kaçar diyerek terki diyar mı eyleyeceksin.Nese konuya yanlış yerden daldım.Benim asıl taktığım şimdiki evliliklerde sözleşme yapılması.Benim bildiğim evlililik birbirini seven doğal olarak güvenen iki insanın beynen vücuden birleşmek istemesidir.Hayatta ne olucağı bilinmez ben yinede geleceğimi garanti altına alıyım fikrine saygılı olmaya çalışsamda olmuyor arkadaş.Bu düşünceyle yola çıksam mesela benim aklımda hep sözleşme olur.Ulan ayrılsak neleri kaptırıcam karımda neler kazanıcam diye şeytan arada bir dürterek düşündürtür.E ordada işte güven eksikliği başlar.Sözleşmeli evlilik nedir mesela.O sözleşmeye ne madde koydurulur.Beni tatmin edemezse ayrılırım,haftada en fazla 2 kere beraber olurum ondada en fazla 4 postaya müsade ederim gibi şeyleri koydurduğunu düşünsene.Bu bildiğin futbolcu sözleşmelerine benziyo.Hatunu bonservisiyle transfer etmişsin gibi geliyor.sözleşmeyi atıncada akşam maça çıkıyosunuz yani sevişiyosunuz.Sözleşmenin verdiği baskıyla ne kadar performans gösterirsin maçta.Ben o kadının gözlerine bakarken elimden giden yalıları katları düşünürm ki allahtan yok.Zaten genelde bu olaylar sosyetik evliliklerde oluyor ama yakındır bizim tabakalarada sıçraması.şimdi hepimiz çok kaprisliyiz zaten yani osuruktan tahriş oluyoruz.Karınla yenek yiyosun tartışıyosun,telefonda masanın üstünde duruyor yani avukata uzaklık bir arama mesafede.Herşey yolunda giderken haydaa kavga ettik ben dayanamıyorum boşanalım diyoruz.Nese bu konulara geçiyim.diğer ifrit olduğum konu derdin olupta anlatamamak yada dinletememek.Mesela sevgilini aldatırken basılırsın orda hayatım açıklayabilirim gibi kazma açıklamalara girmeye gerek yoktur ama normal bi zamanda hemen herşeyi yanlış algılayan bizim jenerasyonda atlaman gereken bi cümledir hayatım anlatabilirim yada bi dinlesen gibi.Karşı tarafında neyi dinleyeceğim yaaaa veya neyi açıklıyacaksın..Yahu arkadaş bi bırakta hangi taraf aciz durumdaysa bi açıklasın bi konuşun tartışın.Tartışmaktan korkar olduk.Halbuki tartışmadan ne kadar birlikte olabilir ki bir insan.Sonuç olarak ilişki dediğin şey herkese göre görecelide olsa bana göre mutlu olmak içindir.Onun için oyunlar oynamaya birbirinin üstünde satranç oynamaya gerek yok.Ne kadar basit yaşarsak ne kadar basit saf sevişirsek o kadar uzun birlikte oluruz.Beklentilerimizi yüksek tutarsak alıcağımız zevkde o kadar az olur.Ne sen karını bir ömür boyu porno çekecek insan olarak görüceksin,ne karın seni üzerinde taktik yapılcak futbolcu gibi ergen bi ilişkiyle algılayacak.



28 Şubat 2010 Pazar

yarabandı


kırılan vazosu değil,
düşleridir aslında anneni ağlatan,
tek yapıştıramayacağı şey o olduğundan...

21 Şubat 2010 Pazar

DÜMBELEK

bu resimde gördüğünüz soldaki kişi malumunuz sanal alemin takip edilesi adamlarından DÜMBELEK ve sağdaki yancı arkadaşta malumunuz FUZULİYAT,yani ben.Bu fotoğraf ilk bakışta iki arkadaşın hatıra fotografı çektirme işkencesi gibi gözükebilir ama konumuzun bununla yakından uzaktan alakası yok...Sayın DÜMBELEK gerek twitter,tumblr,deviant sanal ortamlarının ilgi gören başarılı insanlarından biridir fakat konunun bununlada direk alakası yok.Ben burda başka bişeyden bahsetmek istiyorum...Her insanoğlunun ünlülerle ilgili çeşitli fantazileri,tanıları,özentilikleri gibi türlü türlü yararsız şeyleri vardır.Mesela hayranı olduğu sanatçıyla karşılaşan-yada ünlü diyelim-kişi,kısa bir beyin şoklaması geçirir.SAnki gördüğü insan başka bir boyuttan ışınlamış gibi.Aslında bunun öncesine gidersek yani bi flashback yaparsak şöyle bi analiz yapabilirm...Diyelim ki karakterimiz,sokakta gayet cool bi şekilde arkadaşıyla yürürken hayranı olduğu sanatçıyı gördüğünde şebelek höbelek bi tavırla yanına giderek bi imza veya fotograf çektirmek isteyerek tüm karizmasını yerlere paspas olarak serer.Şimdi bu karakter kendi içiyle bi yüzleşse,hayatında tanımadığın ve ilk kez karşılaştıgın bi insanla konuşabileceğin veya paylaşabileceğin nasıl bişeyin yoksa,yolda masum bi şekilde yürüyen ünlümüzün yanına giderek bu zımbırtıları yapmak gerçekten son derece lüzümsuz oldugunu anlayacaktır.Kızlarda bu durum biraz daha farklıdır.İşi adrenalin muhabbettine çıkarttıkları için kız grubundan bi cismin bi adım öne çıkıp medeni cesaretini kanıtlamak için ünlünün yanına gitmesi ayrı bi örnektir konumuza.Restaurantlarda da girişteki duvarda ünlülerin fotoları asılıdır mekanda yemek yerken.bu fotoları gören karakterlerimiz daha lokantanın lezzetini tatmadan mekana 10 yıldızı kondurabilirler.Buda ayrı bir türün örneğidir.Erkek türünde ise genellikle karizmanın ayaklar altına alınmaya değer birisi olması şarttır.Mesela bi gün önce maçını izlerken ana avrad küfrettiğin ama aslında hayranı oldugun bi futbolcuya bi lokantada rastlaman gibi.Erkek türü tüm yüzsüzlüğüyle yemeğini yiyen masum ünlümüzün yanına gelerek büyük bir cıvıklıkla fotograf çekilmek ister.Yukardaki fotograf aslında tamda bu durumu açıklıyor.Yani takıldığımız nokta bırakın şu ünlüleride sokakta bi yürüsünler kardeşim.Hayır,biliyoruz herkes egosunu tatmin etmek ister ama bi karelik fotografla kankası olamayacağın bi adamı sağda solda ben kendisiyle tanıştım çok iyi biri yaaaa,çook samimi veya abi ekranda göründüğü gibi değil bi boka benzemiyo tarzı eleştiler getirmek tersss...yüzsüzlük,riyakarlıktır...gelelim fotomuzla alakalı son duruma.yani birazda fotodaki pozları inceleyelim.Bu fotoğrafa bakıldığında ilk etapta ünlüyü tanımıyorsanız hangisinin ne bok oldugunu ayırt edemezsiniz yada zorlanırsınız.Ama bu fotograf size klavuz olsun.Soldaki kişiyi ünlü olarak baz aldığımızda suratındaki sıkkın ve bıkkın ifade hade ne çekiyosan çekde yoluma bakıyım pozudur.Sağdaki geniş mezhepli yüzsüz karakterde gayet rahat tavırlarla ünlünün sanki kendisinin kankası gibi gevrek bi poz vermesi durumu gayet açıkça izah etmektedir.Bu iki karakterin birbirleriyle alakaları yoktur.Sağdaki şahsın poz itibariyle ünlüyü sahiplenici duruşu tamamen anlık bir durumdan istifade etme ve egolarını doyurmak üzeredir.Yani birisi size buna benzer ünlü bulunan bi foto gösterdimi yukarda saydığım durumlardan illaki birisine dahil olmaktadır.Ama geçen gazetede okuduğum bi gazetede Aşk-ı mennu adlı aydemir akbaş ın oynamadığı erotik dizide gerçen bi tango sahnesi sonrası büyükşehirlerdeki tango kurslarının dolmasından sonra yukarıda bahsettiğim gereksiz mevzu bahisin çokda enteresan olmadığı pek bi aşikardır.Ben bunları nerden mi biliyorum,Bodrumlu olup ergenlik çağımıda doğal olarak orda geçirmemden.Hee buarada DÜMBELEK benim arkadaşımdır...Kendisi çok iyi biri yaaaa,çook samimidir...:)))))...bu yazıyıda kendisine ithaf ediyorum...:)))