22 Aralık 2009 Salı

Sarhoşun Güncesi...


Ver sakİ kadehi,
içeyim şarabından.
Zaten olmuşum bir sarhoş,
Bir nahoş..
Günahsa en günah;
Sevmekte değil matah,
Ama sevdim,hiç değilmiş ferah!
Görseler tanımayacaklar beni,
Ben bedbaht!
Tanrım al beni,bu diyardan at..
Yar istemez beni,her yan ona taraf..
Taraflarsa benden berbat.
İşte gidiyorum,heyhat!
Başaramadım hayat;
Al işte sana bir fırsat!
Tepe tepe kullan,at!!

...İlaç Zehirlenmesi...


Tanrım,bana aşk ilacını verirken,
kullanma prospektüsünü vermemişsin!
Benim her dakika aldığım ilaç,
meğersem karın tokken günde 2 kezmiş!
Artık affet beni!
bana emanet verdiğin canı,
verdiğin ilaçla zehirledim galiba...

13 Aralık 2009 Pazar

GLORY BOX




ya karakteri oyna,ya karakter ol...

11 Aralık 2009 Cuma

Sana Göre Nerdeyim...








aslında hiç gitmedim,
çünkü hiç gelmemiştim...

MAKSAT



Maksat,senli benli konuşmak değil,
seni beni konuşmak.
Maksat,sizli bizli konuşmak değil,
sizi bizi konuşmak.
Maksat,vurdulu kırdılı konuşmak değil,
vurduyu kırdıyı konuşmak.
Maksat,öyle veya böyle konuşmak değil.
susmaya ve anlamaya çalışmak.

9 Aralık 2009 Çarşamba

HİSTANBUL


SENİN NEYİNİ SEVEYİM İSTANBUL,
YANIMDA TAŞIYAMADIKTAN SONRA.
SENİ NİYE SEVEYİM Kİ İSTANBUL,
BENİMLE BERABER ÖLMEDİKTEN SONRA....

2 Aralık 2009 Çarşamba

''futbol asla sadece futbol değildir''



Haksız kazanç,emek gibi kavramların tartışıldığı belki de en büyük başlıktır futbol.Kadınlar veya yaşlılar hep bir topun arkasında koşturan adamların saçmalığı teziyle savunur futbolun onlarca gereksizliğini.''O kadar parayı bana mı kazanıyorlar''da bir diğer ünlem işaretidir.Fakat günümüzde bu vurgulamalar haklılığını artık kaybetmeye başladı.Koca koca insanlar tvlerde saatlerce tartışıp,memleket meseleleri gibi sadece bir maçın tüm detaylarını konuşabiliyor.Herhangi bir siyaset programı ne kadar ciddiyetle izleniyorsa,aynı şekilde bu programlarda kendilerine yer bulabiliyor.Dünya tarihi konularının içersine artık futbol tarihide katılıyor.Bu da bize ayrı bir kültür ve entellektüel donanımın gerekliliklerini sunuyor.Eskiden futbol konuşmak mahalle ağzına veya kahve sohbetlerine girerdi.Ama günümüzde başbakan dan tut da memleketin en ücra köşesindeki adam bile aynı konudan bahseder oldu.Futbol terimleri hayatımızdaki sıfat tamlamalarının yerini alır oldu.Bir kızın erkekçe mağrur kendince mağdur kaldığı pozisyon veya durumlara frikik,lafı cevaben yapıştırmaya gol,zorlukların üstesinden gelmek yada yenilmemekle ilgili durumları çalım kelimeleriyle ifade eder olduk.Aslına bakılırsa bir futbol topunun bu kadar insanı peşinde koşturabilmesi gerçekten ilginç bir durum.Fakat o olmasaydı hayatımızda büyük bir boşluk olacağı da apaçık ortadadır.Hİç kimse demesin ki futbol olmasaydı başka birşey onun yerini doldururdu diye.Burda dikkat edilmesi gereken futbolun kendisi değil onu uygulayan insan kavramıdır.Herşey de biz insanoğlu varolduğu için olduğuna göre futbolda bizi hayata bağlayan araçlardan biridir.Toplumun yansımasıdır.Hayat ne kadar basit se futbolda o kadar basittir.Herkese kapısı açıktır.Herkes ingilizce konuşamaz ama herkes futbolca konuşabilir.Şöyle bir geriye bakıldığında savaşlar ve FUTBOL dışında hangi olay ve durumların insanları biraraya getirebildiğini görebilirsiniz ki.Boşuna araştırmayın çünkü bulamazsınız.Evet,günümüzde futbolla ilgili çok komplo teorisi üretilebilir.İnsanları uyutmak için kullanıldığından tut da,kapitalist düzenin çarklarını döndürmek için bir endüstri haline getirilmesine kadar.Belkide bunlar komplo değil gerçeğin ta kendiside olabilir fakat herkesin savunduğu gibi avrupa da bir insana Türkiye sorulduğunda çarşaf ve dansöz dışında söyleyebildikleri tek reel şey Galatasaray veya futbol milli takımımızsa hangimiz diyebiliriz ki futbol sadece futboldur diye.Bu bizim bir eksiğimiz veya tanıtımdan doğan zaafiyetimiz olabilir.Ama dediğim gibi futbol hayatın yani toplumun yansımasıdır.İngiltere,İtalya,Almanya gibi sanayi çarklı ülkelerde kendi toplumları gibi futbolda bir bilinçtir.Çocuklar küçük yaşta evlerinden alınıp oynayacakları mevki doğrultusunda yetiştirilirler.Savunmaysa defans,hücumsa forvet,liderlikse ortasaha gibi.Çocuk kendi işini öğrenir çünkü artık o mevkisini bilmektedir.Fakat bizde her çalım atabilen ve mahallede iki taş arasına kurulan kalelere bir maçta 20 gol atabilen çocuk futbolcu olur.Oda şanslıysa.Çok çalışmak Avrupa ya,çok yetenek de bize özgüdür.Bİzde herkes heryerin adamı,onlarda herkes bir yerin adamıdır.Bütün işlerimizde de böyle değil midir.Kim kaleye geçmek ister ki halı saha veya mahalle maçında.Onun için mevkisiz yaşarız hayatı.Bizi ayıran özellikler de budur onlardan.Yoksa hala toplumca sığınmazdık tek başarılık olayların arkasına.Gelişmiş ülkelerde süreç varken bizde sadece durum vardır.Bu da bizim toplumumuzun günlük yaşadığını gösterir.Biz bir dünya üçüncülüğünün veya UEFA kupasının arkasına sığınırken finalde oynadığımız takım o finali zaten 20 kere oynamıştır.Yani AN ı kurtarmışızdır.Futbol geri kalmış ülkelerin değil gelişmiş ülkelerin oyunudur.Geri kalmış ülkelerde ruhu;gelişmiş ülkelerde de parayı temsil eder.Bu böyle olmasaydı A.B.D futbola en fazla yatırım yapan ülkelerden biri olmazdı şu an tarihiyle.Kısacası herkesin kendince çıkaracağı bir pay vardır futboldan.Kimi ruhunu ifade eder kimi gücünü.Onun için kızmamak gerekir bu kadar çok para kazanmasına futbol adamlarının.Onları da bir aktör gibi görüp insanları mutlu etmeye çalışan emektar insanlar olarak değerlendirelim.Onlar bizi sevindirsin onlar bize hayatın aslında ne kadar basit olduğunu göstersin.Bu işin bir kerameti olmasa ne CHE motoruna benzin koyup karnını doyurabilmek için yolunun üzerinde mola verdiği bir köyün takımının kaleciliğini yapardı,ne Türk askeri 1.Dünya Savaşı nda İngiliz askerleriyle savaş arasında birbirleriyle top oynardı nede günümüzde birbiriyle yüzyüze gelemeyen ülkeler birbirleriyle maç yapıp aynı masada oturup meselelerini çözmeye çalışırlarve aynı tribünde maçlarını izlerlerdi..Ve belkide hala konuşabildiğimiz Maradona lar,Pele ler,Zidane lar,Hagi ler olmazdı..Onun için ''Yeni Sinemacılar''ında deyimiyle ''hayat,futbola fena halde benzer''

24 Kasım 2009 Salı

İSTANBUL DA SEYRÜSEFER



İstanbul da yaşıyorsan her zaman potansiyel yolcusundur.Onun için hep derim''insanların hep bir yerlere gitmek ve varmak zorunda olduğu bunak şehir İstanbul''diye.Akbil adeta ayrı bir kültürdür İstanbul lular için.Onu çıkarttırmak ayrı bir hikaye,çıkarttıktan sonra para yatırmak için karda kıyamette sıra beklemek ayrı bir hikayedir.Toplu taşımaya binerken çıkardığı tek biplik ses,seni gideceğin yere oturarak götüreceğinin garantisi değildir.Potansiyel yolcu olduğun için bir nevi potansiyel gözlemcisindirde.Her zaman bir olayın ilk tanığı oluverirsin.Bu olaylar adeta sosyologların incelemesi için örnek teşkil eder.Ama o an seni germekten başka bi işe yaramaz.Doğal olarak sosyolog senin sıkıntını belkide giderecek en son şeydir.Akbil cihazının bazı ritüelleri vardır.Mesela bir taşıtın en arkasından öne imece usulü akbilini uzatıp tekrar imece usulu geri alabilirsin.Aslında hayranlık uyandıracak bir olaydır akbilinin sana tekrar kavuşması.Aynı taşıtın içinde cüzdan çalıp akbili bırakmamız hayranlık uyandırak bir durumdur.Halbuki çok önemlidir ''full akbil''İstanbul insanına.Evin anahtarından sonra en çok kullandığımız kapıdan geçiş iznidir akbil.Ama dedim ya akbil i basınca problemler çözülmez öylece.Mesela metrobüse binersin.Kendini adeta tost makinasında çift kaşarlı tost olucakmışsın hissine kapılırsın.VE inatçıdır insanımız yer olmayan araca binmeye.Kapıların kapanmamasını hiç öyle bir durum yokmuş gibi umursamayız.
her indiğimizde içimizden küfürü sayar ''bi daha binersem iki olsun deyip'',ikinciyi atlayıp üçüncüde tekrar biniverirsin seni bekleyen toplu taşıtına..Nostaljik olarak baktığın tramvay ve vapura bile akbille binip karizmasını çizdirirsin.Zaten içindekilerinde pek bu otantikliği farkedemedikleri aşikardır.İlla uzaklaşmaları gerekir İstanbul dan aynı benim gibi.Bu yüzden otantika derim bu sınıfa.Taksi ve sarı dolmuşlar ise adeta ayrı bir gezegendir.Akbilin borusu veya sosyal statün ötmez bu taşıtlarda.Hepsi bir ayrı cinstir.Para peşin konuşur.Adeta atar yapar müşterilerine her seferinde.Sanki seni taşımak değildir görevi.Adeta ihsan eyleyip yolda yürürken gideceğin yere bırakacakmış gibi davranırlar.Ya gitmek istediğin yeri beğenmezler ya da gideceğin yerin aracı değiliz deyiverirler.Tek avantajı yaşlılara hamilelere yer vermek zorunda değilsindir.PAranla rezil olmazsın yerini vermemek için uyuma numarası yapmazsın..Sonuç itibariyle her türlü potansiyel yolcusundur İstanbul da vede hergün bir hikaye alıntısısındır İstanbul un kitabında....tüm bunlar otantika...

21 Kasım 2009 Cumartesi

Otantika


İyi bir girizgahın türlü zaviyeleri vardır..Hoş gelmek beş gitmek gibi..Her yazıdan okuyanın bir şey kapması zorunluluğunun hissedilmesi gibi..Ama buraya yazmakta olduğum şu ilk yazımla hoş gelip hoş gitmek cümlesinin daha iddiasız ve eğlenceli olacağını düşünüyorum..Şimdi denebilir ki otantika nedir..Aslında öyle derinlere bakmaya lüzum yok..Günümüz internet dünyasında o kadar çok siteye üye oluyoruz ki hepsine bir kullanıcı ismi bir şifresi koymak gerekiyor..Otantika da aynı bu şekilde bir kelime oyunuyla aklıma geldi..Otantik kelimesini antika yla akrabalık bağlarını kullandığımda böyle melez bir kelime ortaya çıktığını farkettim ve hoşuma gitti..Ama şöyleki bir durum var ve bu beni gerçekten düşündürüyor..Her yazılan kalıbı her yapılmaya çalışılan bir eylemi sanat kalıpları altında suistimal etmek yada sürreallin altına sığınmak...Gerçi bunların hepsi göreceli kavramlar..FAkat bana göre hayatta biraz safsatanın safsatmayan olması yani kök ünü aldığında aynı orjinal hali gibi saf olması daha bir anlaşılır ve içtah açıcı oluyor..Her nedense şimdiki akımlarda insanlar anlaşılamaz olmayı daha çok seviyor..Çünkü anlaşılamamazlık onlara sallama için güzel bir boşluk yaratıyor..Ve kendi dediğini veya yaptığını yine sadece kendisinin anladığı bir ürün çkıyor ortaya..Burda yapılan hatanın kendi yaptıklarının gizemin veya bilinmezliğin yarattığı durumla paralel olmasını zannetmelerindendir..Halbuki insanoğlu dediğinin anlaşılması kolay olmalı..Birbirimizi anlamamak için gelmediğimize göre işin zoruna kaçmakta birbirimizi anladığımız anlamına gelmiyor...Bakınız deminki cümlemle ne demek istemiş olabilirim gibi..Yani otantikanın beni getirdiği otantikliğin ...kunu çıkarmadan basit cümlelerle basit şeyler anlatmak...Biraz da antikalaşmak..